Yazı Detayı
22 Eylül 2020 - Salı 22:00 Bu yazı 85 kez okundu
 
İman Hakikatları Dersleri 16
Abdullah ADEMOĞLU
 
 
"En büyük hidayet, hicabın kaldırılmasıyla hakkı hak, bâtılı bâtıl göstermektir."
      Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Kur'andan sonra en büyük mu'cizesi, kendi zâtıdır. Yani onda içtima' etmiş ahlâk-ı âliyedir ki; herbir haslette en yüksek tabakada olduğuna, dost ve düşman ittifak ediyorlar. Hattâ şecaat kahramanı Hazret-i Ali, mükerreren diyordu: "Harbin dehşetlendiği vakit, biz Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın arkasına iltica edip tahassun ediyorduk." Ve hâkeza... Bütün ahlâk-ı hamîdede en yüksek ve yetişilmeyecek bir dereceye mâlik idi. Şu mu'cize-i ekberi, Allâme-i Mağrib Kadı Iyaz'ın Şifa-i Şerif'ine havale ediyoruz. Elhak o zât, o mu'cize-i ahlâk-ı hamîdeyi pek güzel beyan edip isbat etmiştir.
      Sırat-ı müstakim; şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ü adalete işarettir. Şöyle ki:Tegayyür, inkılab ve felâketlere maruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi: Menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye. İkincisi: Zararlı şeyleri def' için kuvve-i sebuiye-i gazabiye. Üçüncüsü: Nef' ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.Lâkin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir hadd ve bir nihayet tayin edilmiş ise de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan bu kuvvetlerin herbirisi tefrit, vasat, ifrat namıyla üç mertebeye ayrılırlar. Meselâ: Kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki; ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki; namusları ve ırzları payimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki; helâline şehveti var, harama yoktur. 
     Kuvve-i şeheviyenin yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuddur.Ve keza kuvve-i gazabiyenin tefrit mertebesi cebanettir ki, korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattır ki; hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru' olmayan şeylere karışmaz. Bu kuvve-i gazabiyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır.  
      Ve keza kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabavettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki; hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki; hakkı hak bilir imtisal eder, bâtılı bâtıl bilir içtinab eder.
 "Kime hikmet verilmişse işte ona pek çok hayır verilmiştir." (Bakara Sûresi,269)
      Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hilkaten en mutedil bir vaziyette ve en mükemmel bir surette halkedildiğinden harekât ve sekenatı itidal ve istikâmet üzerine gitmiştir. Siyer-i Seniyyesi, kat’î bir surette gösterir ki: Her hareketinde istikâmet ve itidal üzere gitmiş. İfrat ve tefritten içtinab etmiştir.
      Evet, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, "Öyleyse sen emrolunduğun gibi dosdoğru ol!"(Hûd,112) emrini tamamiyle imtisâl ettiği için, bütün ef’âl ve akvâl ve ahvâlinde istikâmet, kat’î bir surette görünüyor. Meselâ: Kuvve-i akliyenin fesad ve zulmeti hükmündeki ifrat ve tefriti olan gabâvet ve cerbezeden müberrâ olarak, hadd-i vasat ve medar-ı istikâmet olan hikmet noktasında kuvve-i akliyesi daima hareket ettiği gibi; kuvve-i gadabiyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan korkaklık ve tehevvürden münezzeh olarak, kuvve-i gadabiyenin medar-ı istikâmeti ve hadd-i vasatı olan şecaat-i kudsiyye ile kuvve-i gadabiyesi hareket etmekle beraber; kuvve-i şeheviyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan humûd ve fücurdan musaffa olarak, o kuvvenin medar-ı istikâmeti olan iffette, kuvve-i şeheviyesi daima iffeti, azamî masumiyet derecesinde rehber ittihaz etmiştir.Ve hâkezâ... 
     Bütün Sünen-i Seniyyesinde, ahvâl-i fıtriyesinde ve ahkâm-ı şer’iyyesinde, hadd-i istikâmeti ihtiyar edip zulüm ve zulümat olan ifrat ve tefritten, israf ve tebzirden içtinab etmiştir. Hattâ tekellümünde ve ekl ve şürbünde, iktisadı rehber ve israftan kat’iyyen ictinâb etmiştir.
      Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Hakîm’de: "Muhakkak ki sen, büyük bir ahlâk üzeresin."(Kalem,4) ferman eder. Rivayât-ı sahiha ile Hazret-i Aişe-i Sıddıka (r.a.) gibi Sahabe-i güzin, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ı tarif ettikleri zaman “Hulûkuhu’l-Kur’ân” diye tarif ediyorlardı. Yâni: “Kur’ân’ın beyan ettiği mehâsin-i ahlâkın misali, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dır. Ve o mehâsini en ziyade imtisâl eden ve fıtraten o mehâsin üstünde yaratılan O’dur.”
     İşte böyle bir Zâtın ef’âl, ahvâl, akvâl ve harekatının herbirisi, nev’-i beşere birer model hükmüne geçmeye lâyık iken, ona iman eden ve ümmetinden olan gafillerin, (Sünnetine ehemmiyet vermiyen veyahut tağyir etmek isteyen) ne kadar bedbaht olduğunu divaneler de anlar.
      Mu'cize-i Muhammedî, ayn-ı Muhammeddir (A.S.M.). Zât-ı Zülcelal (Celle Celalühü) O'na demiş:
     "Hiç şüphesiz sen pek büyük bir ahlak üzerindesin."(Kalem,4)
     Bütün ümmet hatta düşmanları da dâhil olduğu halde icma' etmişler ki, bütün ahlâk-ı haseneye câmi'dir.
   Nübüvvetten evvel ondaki ahlâk-ı hamîdenin kemaline tercüman olan "Muhammedü'l-Emin" unvanıyla iştihar etmiştir.
      Hazret-i Âişe (R.A.) her vakit derdi: "Onun ahlakı Kur'an'idi."demek Kur'an tazammun ettiği bütün ahlâk-ı haseneye câmi' idi. İşte O Zât-ı Kerimde icma'-ı ümmetle, tevatür-ü manevî-i kat'îyle sabittir ki:
   İnsanların sîreten ve sureten en cemili ve en halîmi ve en sâbiri ve en şâkiri ve en zâhidi ve en mütevazii ve en afîfi ve en cevvadı ve en kerimi ve en rahîmi ve en âdili, herkesten ziyade mürüvvet, vakar, afv, sıhhat-i fehim, şefkat gibi ne kadar secaya-yı âliye varsa en mükemmel bir fihriste-i nuranîsidir.
   Bunların içindeki nokta-yı i'caz şudur ki: Ahlâk-ı hasene çendan birbirine mübayin değil, fakat derece-i kemalde birbirine müzahamet eder. Biri galebe çalsa öteki zaifleşir.
   Meselâ:
   Kemal-i hilm ile kemal-i şecaat. Hem kemal-i tevazu'le ile kemal-i şehamet. Hem kemal-i adalet ile kemal-i merhamet ve mürüvvet. Hem tam iktisat ve itidal ile tamam-ı kerem ve sehavet. Hem gayet vakar ile nihayet haya. Hem gayet şefkat ile nihayet "Allah için buğz etmek".Hem gayet afv ile nihayet izzet-i nefis, Hem gayet tevekkül ile nihayet içtihad gibi mecâmi-i ahlâk-ı mütezahime birden derece-i âliyede bir zâtta içtimaı, müzayakasız inkişafları mu'cizelerin mu'cizesidir.
    Sünnet-i Seniyye, edebdir. Hiçbir mes’elesi yoktur ki, altında bir nur, bir edeb bulunmasın! Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:
“Rabbim bana edebi, güzel bir surette ihsan etmiş, edeblendirmiş.” (el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1:224) Siyer-i Nebeviyeye dikkat eden ve Sünnet-i Seniyyeyi bilen, kat’iyyen anlar ki edebin envâını, Cenâb-ı Hak Habibinde cem etmiştir. O’nun Sünnet-i Seniyyesini terkeden, edebi terkeder."Edepsiz kişi Allah’ın lutfundan mahrum kalır."
kaidesine mâsadak olur, hasaretli bir edebsizliğe düşer.
    Yazar: Abdullah Ademoğlu.
 
Etiketler: İman, Hakikatları, Dersleri, 16,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Alanyaspor
13
0
0
1
4
5
2
Fenerbahçe
11
0
0
2
3
5
3
Galatasaray
10
0
2
1
3
6
4
Fatih Karagümrük
8
0
1
2
2
5
5
Kasımpaşa
8
0
2
2
2
6
6
Antalyaspor
8
0
2
2
2
6
7
Hatayspor
7
0
1
1
2
4
8
Gaziantep FK
7
0
1
4
1
6
9
Başakşehir FK
7
0
3
1
2
6
10
Sivasspor
7
0
1
1
2
4
11
BB Erzurumspor
7
0
2
1
2
5
12
Göztepe
7
0
1
4
1
6
13
Konyaspor
6
0
1
3
1
5
14
Kayserispor
6
0
3
0
2
5
15
Denizlispor
5
0
2
2
1
5
16
Yeni Malatyaspor
5
0
2
2
1
5
17
Trabzonspor
5
0
2
2
1
5
18
Çaykur Rizespor
5
0
2
2
1
5
19
Beşiktaş
4
0
2
1
1
4
20
Gençlerbirliği
4
0
2
1
1
4
21
MKE Ankaragücü
1
0
3
1
0
4
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Diğer Sitelerimiz