İman Hakikatleri Dersleri

İman Hakikatleri Dersleri
Yayınlama: 04.11.2022
46
A+
A-

İnsan, kâinatın ekser envaına muhtaç ve alâkadardır. İhtiyacâtı, âlemin her tarafına dağılmış; arzuları, ebede kadar uzanmış. Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu ettiği gibi, ebedî Cennet’i de arzu eder. Bir dostunu görmeğe müştak olduğu gibi, Cemîl-i Zülcelâl’i de görmeğe müştaktır. Başka bir menzilde duran bir sevdiğini ziyaret etmek için, o menzilin kapısını açmaya muhtaç olduğu gibi; berzaha göçmüş yüzde doksandokuz ahbabını ziyaret etmek ve firâk-ı ebedîden kurtulmak için, koca dünyanın kapısını kapayacak ve bir mahşer-i acâib olan Âhiret kapısını açacak, dünyayı kaldırıp Âhiret’i yerine kuracak ve koyacak bir Kadîr-i Mutlak’ın dergâhına ilticaya muhtaçtır.
İşte şu vaziyette bir insana hakikî Ma’bûd olacak; yalnız herşeyin dizgini elinde, herşeyin hazinesi yanında, herşeyin yanında nâzır, her mekânda hâzır, mekândan münezzeh, aczden müberra, kusurdan mukaddes, nâkıstan muallâ bir Kadîr-i Zülcelâl, bir Rahîm-i Zülcemâl, bir Hakîm-i Zülkemal olabilir. Çünkü: Nihayetsiz hâcât-ı insaniyeyi îfa edecek, ancak nihayetsiz bir kudret ve muhit bir ilim sahibi olabilir. Öyle ise, ma’bûdiyete lâyık yalnız O’dur.

İşte ey insan! Eğer yalnız O’na abd olsan, bütün mahlukat üstünde bir mevki kazanırsın. Eğer ubûdiyetten istinkâf etsen, âciz mahlukata zelil bir abd olursun. Eğer enaniyetine ve iktidarına güvenip, tevekkül ve duayı bırakıp, tekebbür ve dâvâya sapsan; o vakit iyilik ve icad cihetinde arı ve karıncadan daha aşağı, örümcek ve sinekten daha zaif düşersin. Şer ve tahrip cihetinde; dağdan daha ağır, tâundan daha muzır olursun.
Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki; bütün envâ-ı mahlukatı sana müteveccihen muâvenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine “Lebbeyk! ” dedirten Zât-ı Zülcelâl; seni bilmesin, tanımasın, görmesin? Mâdem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. Sen de O’nu bil, hürmetle bildiğini bildir ve kat’iyyen anla ki; senin gibi zaîf-i mutlak, âciz-i mutlak, fakîr-i mutlak, fâni, küçük bir mahluka koca kâinâtı musahhar etmek ve onun imdâdına göndermek; elbette hikmet ve inayet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-ı Rahmet’tir. Elbette böyle bir Rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister. İşte o hâlis şükrün ve o sâfi hürmetin tercümanı ve ünvanı olan “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.”i
de. O Rahmet’in vusûlüne vesîle ve o Rahmân’ın dergâhında şefaatçi yap.
Yazar: Abdullah Ademoğlu.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.