İman Hakkaniyetleri

Yayınlama: 14.11.2022
29
A+
A-

Dua bir ubudiyettir. Ubudiyet ise semeratı uhreviyedir. Dünyevî maksatlar ise o nevi dua ve ibadetin vakitleridir. O maksatlar, gayeleri değil. Mesela, yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa o dua, o ibadet hâlis olmadığından kabule lâyık olmaz. Nasıl ki güneşin gurûbu, akşam namazının vaktidir. Hem güneşin ve ayın tutulmaları, küsuf ve husuf namazları denilen iki ibadet-i mahsusanın vakitleridir. Yani gece ve gündüzün nurani âyetlerinin nikablanmasıyla bir azamet-i İlahiyeyi ilana medar olduğundan, Cenab-ı Hak ibadını o vakitte bir nevi ibadete davet eder. Yoksa o namaz, açılması ve ne kadar devam etmesi, müneccim hesabıyla muayyen olan ay ve güneşin husuf ve küsuflarının inkişafları için değildir. Aynı onun gibi yağmursuzluk dahi yağmur namazının vaktidir. Ve beliyyelerin istilası ve muzır şeylerin tasallutu, bazı duaların evkat-ı mahsusalarıdır ki insan o vakitlerde aczini anlar, dua ile niyaz ile Kadîr-i Mutlak’ın dergâhına iltica eder.

Eğer dua çok edildiği halde beliyyeler def’olunmazsa denilmeyecek ki: “Dua kabul olmadı.” Belki denilecek ki: “Duanın vakti, kaza olmadı.” Eğer Cenab-ı Hak, fazl ve keremiyle belayı ref’etse nurun alâ nur; o vakit dua vakti biter, kaza olur.

Demek dua, bir sırr-ı ubudiyettir. Ubudiyet ise hâlisen livechillah olmalı. Yalnız aczini izhar edip dua ile ona iltica etmeli. Rububiyetine karışmamalı. Tedbiri ona bırakmalı. Hikmetine itimat etmeli. Rahmetini ittiham etmemeli.
Başka Sözlerde izah edildiği gibi dua bir ibadettir. Abd, kendi aczini ve fakrını dua ile ilan eder. Zahirî maksatlar ise o duanın ve o ibadet-i duaiyenin vakitleridir, hakiki faydaları değil. İbadetin faydası, âhirete bakar. Dünyevî maksatlar hasıl olmazsa “O dua kabul olmadı.” denilmez. Belki “Daha duanın vakti bitmedi.” denilir.
Bazı duâlar icâbete iktiran etmez, diye iddiada bulunma. Çünkü duâ bir ibâdettir. İbâdetin semeresi âhirette görünür. Dünyevî maksatlar ise, namaz vakitleri gibi, duâlar ibâdeti için birer vakittirler. Duâların semeresi değillerdir. Meselâ: Şemsin tutulması küsuf namazına, yağmursuzluk yağmur namazına birer vakittir.

Ve kezâ, zâlimlerin tasallutu ve belâların nüzûlü, bazı hususî duâlara vakittir. Bu vakitler bâki kaldıkça, o namazlar, o duâlar yapılır. Eğer bu vakitlerde dünyevî maksatlar hâsıl olursa, zaten nurun alâ nur. Ve illâ, icâbet duâya iktiran etmedi, diyemezsin. Ancak, henüz vakit inkıza etmemiş, duâya devam lâzımdır, diyebilirsin. Çünkü o maksatlar duâların mukaddemesidir, neticesi değillerdir. Cenab-ı Hakkın duâların icâbetine vaadetmesi ise, icâbet ayn-ı kabul değildir. Yani, icâbet kabulü istilzam etmez. Duâya her halde cevap verilir. Cevapsız bırakılmaz. Matluba olan is’âf ise, Mucîbin hikmetine tâbidir. Meselâ: Doktoru çağırdığın zaman, herhalde: “Ne istersin?” diye cevap verir. Fakat: “Bu yemeği veya bu ilâcı bana ver” dediğin vakit, bazen verir, bazen hastalığına, mîzacına mülâyim olmadığından vermez.

Adem-i kabul esbabından biri de, duâyı ibâdet kasdiyle yapmayıp, matlubun tahsiline tahsis ettiğinden aksülâmel olur. O duâ ibâdetinde ihlas kırılır, makbul olmaz.
Yazar: Abdullah Ademoğlu.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.